Yıkıldık… Bir kez daha yıkıldık. Bugün büyük depremin ardından tam 2 gün geçti. Eş, dost, akraba, komşulara koşturmaktan, gazeteye yazabilecek zamanı henüz bulabildim.

29 Ocak 2020 Çarşamba, Saat 04.00 Deprem Anı

Büyük bir gürültü ile gözlerimizi açtık. Ne olur 1999’daki gürültüden olmasın, başka bir şey olsun derken binanın içinde savrulurken bulduk yine kendimizi. Deprem çantamızı kapıp evden dışarı çıktığımızda sokaklarda, caddelerde çığlık çığlığa insanlar…Şehirde kaos. Elektrikler kesikTüm haberleşme ağları kilitlenmiş. Sokaklar, caddeler toz bulutu.

adapazarı deprem ile ilgili görsel sonucu

Birkaç saat sonra gün ışıdıkça felaketin boyutu ortaya çıkmaya başlıyor. Biz çok şükür güvendeyiz. Her hangi bir ulaşım şekli mümkün olmadığı için eşe dosta ulaşmak adına bisikletime atlayıp yakın bölgelere sürmeye başlıyorum. Şehir merkezine yaklaştıkça, Adapazarı’nda 1999 depreminde hasar almış binaların hemen hepsi yerle bir. Koca koca caddeler buruşmuş bir kağıt parçası gibi. Gördüklerimden sonra gözyaşlarım kalmadığı için boğazımda bir yumru ile bakıyorum şehre.

Deprem uzun süreli olduğundan tarım alanlarındaki yapılanmaların zararlarından bahsediliyor. Zemin sıvılaşması olduğuna yönelik söylentiler, doğru yanlış herkes bir şeyler anlatıyor. Oralara pedallamak bile istemiyorum. Çaresizlik, gözlerdeki kaygı, yaşanan vahşet.

Adapazarı merkezindeki hasarlı okullar da yerle bir. Yıkım kararı alınmıştı ama yetiştiremediler, Allah’tan öğrenciler okuldayken olmadı deprem diyorum. Pedal çevirip şehrin halini gördükçe yüreğim daralıyor.  Enkazlardan gelen yardım çığlıkları, el kadar çocukların ağlamaları dinmiyor, onları kurtarmaya çalışanlar, mağazaları, marketleri yağmalayanlar… İletişim aracı olarak sadece telsizler, pilli radyolar ve gazeteler var. Hastaneler dolup taşıyor, yetmiyor.

Hala depremin şiddetiyle ilgili net bir rakam verilemiyor. Kriz masalarında kurumlar var gücüyle bu büyük deprem sonrası hali göğüslemek için koordinasyon kuruyorlar. İlk gün tamamlandıktan sonra dünyanın her yerinden akın akın gelen kurtarma ekipleri. Hiç durmadan çalışan dozerler, yolları açmaya çalışan kepçeler. 1999 depreminden sonra 20 yıldır neredeyse baştan kurulan şehrin üzerinde yine kocaman tekerlekler geziyor…

***
Bu yazdıklarım, 2 gün önce yaşayabilecek olduğumuz olası bir depreme yönelik küçük bir felaket senaryosuydu. Çok detaya girmeden gözümde canlandırdığım anlar sadece. 1999’da ve sonrasındaki yıllarda büyük acılar çektik, uzun yıllar şehrin ayağa kalkması için bütün millet var gücüyle uğraştı. Allah göstermesin, bu acıları tekrar yaşamayı hiçbirimiz istemeyiz.

O halde hepimiz, üzerimize düşeni şu an yapmalıyız. Bir saat sonra ya da yarın veya sonraki gün değil, şu an! Beş on yılın sorunu değil bunlar fakat bugün haberlerde izlerken yıkılmış binaların içinden kurtarılan canlar için gururlanıyor, sevinçten ağlıyoruz. Esasında diğer ülkelerin, şehirlerin yapabildiği gibi hatta daha iyisini yaparak depremlerde sürekli yıkılıp ayağa kalmak zorunda kalmayan bir Sakarya’yı izleyerek gururlanmak, sevinçten ağlamak istiyorum…

İnstagram
Facebook
Strava