Aylar: Ekim 2019

Doğanın Son Dansı | Pamukova Yaylalarında Sonbahar Kampı

“çiçekli badem ağaçlarını unut.
değmez,
bu bahiste
geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı.
ıslak saçlarını güneşte kurut
olgun meyvelerin baygınlığıyla parıldasın
nemli, ağır kızıltılar…
sevgilim, sevgilim,
mevsim
sonbahar…”
Nazım Hikmet Ran

***
Çoğumuz şairlerin, yazarların dizelerini okuduktan sonra bıraktığı etkiyle büyüleniriz. Merak ettiğim asıl nokta ise; o şair ve yazarların hangi haleti ruhiye, görsel zenginlik ya da yoksunluk veya duygusal boğumları oldu ki, o mısraları yazmaya itti.

Mesela işte Nazım Hikmet, yukarıdaki satırları yazarken hangi sonbaharın hangi gününde nasıl bir sevda özlemindeyken, hangi ağaçların sonbahar büyüsünü gözlemlerken yazdı bunları. Yoksa tamamen iç zenginliğine bağlı bir betimleme miydi, veyahut hapisteyken mi ihtiyacı oldu bu sonbahar şiirine?

Bugün hangi ruh hali veya bireysel yolculuğumuza tarif edebiliriz sonbaharı? Kamp alanından yürüyüşe geçtiğimizde dik yokuşu tırmanırken konuştuğumuz mevzu buydu. Sosyal medya için doğada olmak. Geçmişte doğayı özümseyen, betimleyen, zaten doğanın içinde olan yani doğanın kendisi olan toplumken bugün işte birkaç daha fazla “like” almak, yani kısacası tüketicilere, tüketilmeye hazır sonbahar fotoğrafları servis ediyoruz. Tabii direkt olarak böyle değil, eleştiri alanı paylaşım da sayılmaz. Salt tatmin mi, fotoğraf için mi, yani Nazım, sonbahar ağaçlarına bakarken şiir için mi bakıyordu yoksa tam tersine zaten yaşadığı sonbahar onda şiir mi yazdırdı… Mevzu bu.

Şu an nerede gördüğümü anımsayamadığım Facebook grubu Sakarya Kamp ve Doğa Sporları grubunun etkinliklerini bir süredir takip ediyordum. Gözlemlediğim kadarıyla etkinlikleri gayet keyifliydi. Bizim bisiklet etkinlikleriyle çakıştığı için bir türlü dahil olamadığım kamplarına artık bu hafta sonu katılabilecektim.

Niye anlattım tüm bunları? Çünkü bu kamp, gerçekten sonbaharı yaşamak için bir araya gelenlerin buluşmasıydı. Kampın orta yerinden anlatıp mevcut yaşanmışlıkları es geçmek istemem. O zaman gelelim sonbahar dansımızın şarkılarına…

Continue reading

Bisikletle Hacca Gitmek

“Bisikletiyle hududu kaçak olarak geçen ve hacı olan takkeli ve aksakallı Mehmet Neşet Öz, seyyar bir vaiz, dönüşte Cilvegözü sınır kapısından tevkif edilmiştir.” yazıyor eski bir gazete kupüründe. Hemen dikkat kesiliyorum!

Bisikletle uzun mesafeleri aşmak hakkında yazmak isterken denk gelen bu haberi ilginç kılan asıl detaya geliyorum. 1964 yılına dair bu haberin devamında Sakarya ili Kargalıhanbaba köyünden olan Neşet Öz’ün bilgileri yer alıyor.

55 yıl önce Hendek, Kargalıhanbaba’dan yola çıkıp hacca giden Neşet amca, bugün kendi aramızda yaptığımız “bisikletle hacca gidebilir miyiz?” sorusunun cevabını o zaman vermiş. Neşet amcanın bir yakınına ulaşıp hikayesini daha detaylı öğrenebilir miyim diye düşünürken, akrabaları ile iletişime geçtim.

Continue reading

Evi Dünya Olanların Buluşması “4. Kışa Merhaba Kamp ve Karavan Festivali”

Jean Jack Rousseau’nun İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı ve Temelleri Üzerine kitabını okurken, yerleşik hayata geçişin ve modern topluma erişimdeki süreci o bakış açısından algılamaya çalışmıştım. İnsan, Maslow’un Gereksinimler Hiyerarşisi’nin ikinci kademesinde güvenlik ihtiyacı için de yerleşimi ve güvenli bir yaşam alanı oluşturmayı kanıksamıştı.


Bugün yaşamlarınıza dönüp bakın. Adam akıllı bir eve ve güvenli bir hayata sahip olmak için kaç yılınızı vereceksiniz? 60 yaşına geldiğiniz, tüm heyecan, gençlik ve yaşamak hevesi kalmadığında, sahip olduğunuz evinizde güvenle oturmak elbette modern yaşamın sorunlarına güzel bir çözüm. Peki, ya bunu reddedenler? Çok fazla akım var. Hippisinden tut hobosuna kadar. Radikal uçlardan sıyrılıp gerçekten kendi hayatını yaşabilmekten bahsediyorum. İdeolojilerden, fikirlerden, toplumsal ödev ve öğretilerden sıyrılarak, şu kısacık ömründe kendi hayatını yaşayabilmek.

Tüm bunlardan neden bahsediyorum? Bence kamp ve karavan dünyası, bazı hususlardan sıyrılarak yeni bir yol çizmişlerin ufkunu anlatıyor bana.



Yaşamım boyunca bir karavan sahibi olmayı hayal ettim. Hiçbir zaman bir ev ya da araba sahibi olma hırsına sahip olamadım. Evet bu, fecaat bir hata. Doğru belki yaşlanınca evsiz barksız sefalet bir geleceğim olacak. Bu konuda hem aile hem de arkadaş çevremden eleştiriler alıyorum. Fakat gerçekten bir banka kredisi için yaşamımı ipotek edemem, etmem.

Yaşamımın tüm bunlar için uzun olmadığını da düşündüğümden dolayı bir karavan sahibi olmak her zaman cezbetmişti. Henüz küçük bir çocukken de ormanlara evler yapmaya çalışan, rahmetli Hakan ağabeyimin verdiği kitapları ağaç tepelerinde okuyabilecek yerler yapmaya kalkışırken düşen biri olarak, dünyayı evi görenleri daha iyi algılayabiliyorum…

O sebeple özellikle genç yaşta karavanıyla bir hayat çizenleri her zaman takdir, tebrik ettim, özenilesi.

Continue reading

Dolmuştan İn Bisiklete Bin

Yaşanabilir bir şehir, motorlu taşıtlardan arınmış, yaya, bisiklet ve rekreasyon alanlarıyla kentte yaşayanların özgürce hareket edebildiği yaşam alanlarıyla var olabilir, gelişir.

Bugün gelişmiş ülkelerin birçoğu, kent  merkezlerinde motorlu taşıt trafiğini azaltmak adına birçok proje geliştiriyor ve uyguluyor.

Şehrimizde de öncelikle Adapazarı’nın merkezi olmak üzere motorlu taşıt trafiği günden güne artmakta. Park sorunu ise başka bir boyut. Çözümün daha fazla yol yapmak olmadığı konusunda sanıyorum hem fikiriz.

Çözüm, yayalaşma, alternatif ulaşım ve bisikletli yaşamın geliştirilmesi.

Sadece ulaşım değil, ekonomik olarak da bisiklet önemli bir çözüm ortağı. 13 Eylül’deki yazımda belirttiğim üzere son dönemde giderek artan maliyetlerle birlikte ulaşıma da zamlar yapıldı.Tarifelere göre her gün dolmuşları kullanan Sakaryalılar, ay sonunda ciddi bir meblağı ulaşıma harcıyorlar. Gelir ve ciddi geçinme sorunu yaşanan şu dönemde her şeye zam gelmişken bir de ulaşımın bu şekilde zamlanması, aile ekonomilerine bir sarsıntı daha yaptı. Bunun en sağlıklı ve ekonomik çözümü ise bisikletli ulaşım.



Öncelikle bisikletim yok, nasıl olacak diyenlere SAKBİS’i önermek isterim. SAKBİS’ler Sakaryalıların yoğun ilgisini gördü. Her gün her saat her tarafta birini sürerken görebilirsiniz. Sürenlerin birçok fotoğrafını çektim. Kullanıldığını gördükçe mutlu oluyorum.

Sakarya Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanlığı’ndan edindiğim son bilgiye göre SAKBİS sistemindeki bisikletler, 6 ayda 43 bin 200 defa kullandı. Bu, yeni bir sistem için sevindirici ve çok ciddi bir rakam. Alışkanlıklar arttıkça bunun katlanacağını öngörebiliriz.

Saati iki lira olan bisikletler ile şehir içinde dolmuşla ulaşabileceğiniz hemen her yere ulaşabiliyorsunuz. Bisikletler konforlu. Işıklarıyla görünür olabiliyorsunuz. Riskleri indirgiyorsunuz. Önündeki sepetine çantayı at, yola devam et. Sakaryalı işin kolayını buldu.Bu kadar kişi kullanıyorsa demek ki vatandaş, çarşıya, pazara, işe, okula, manava, camiye, berbere SAKBİS ile gitmeye başladı.

Bu şehirde neden bisiklet kullanmayasın ki? Coğrafi olarak elverişli. Dolmuşlar ile trafikte bekle, durakta bekle. Hesaplayınca en ucuz dolmuş tarifesi in- bin 2,5 lira. Bunun dönüşü de var, etti 5 lira. Kısa süreli bir iş için SAKBİS ile gidip gelmek 2 lira. Sonuç, hem ekonomik hem de sağlıklı.

Bugün baktığınızda şehrin her yanında bisikletli ulaşım gün geçtikçe artıyor. Sonucunda da öncelikle hareketli ve sağlıklı yaşama kavuşan kullanıcılar genel sağlık giderlerine yardımcı oluyor. Fosil yakıt kullanmıyor, hava kirliliği yapmıyor, şehrin havasını koruyor. Yakıta para vermiyor, dolmuşa para vermiyor, aile ekonomisine ve dolaylı olarak şehir, ülke ekonomisine katkı sağlıyor. Trafik yapmıyor, park sorunu yaşamıyor, şehrin ulaşımına, park sorununa ve trafiğine çözüm oluyor.

İnsan istedikten sonra ulaşamayacağı, pedallayamayacağı mesafe yok. Yıllarca uzun ya da kısa mesafelerdeki işlerine, okullarına pedal çeviren kişiler tanıyorum.  Tüm bu kazanımlar olduktan sonra trafikle uğraşmadan, dolmuşa, yakıta para vermeden, mutlu ve huzurlu şekilde günlük sporunu da yaparak bisikletle ulaşım sağlamak en güzeli.

***

Önceki akşam şehrin bisiklet duayenlerinden rahmetli Yaşar Eşer’in sporcularından İhsan ağabeyin bisiklet dükkanında oturup sohbet ediyorduk. O sırada bir amca bisikletiyle ağır ağır geldi. Oturduk çay içtik, tanıştık, sohbet ettik. Yakup amcaya birkaç soru sordum. O anlattı, biz dinledik.

Yakup amca, 1969’dan bugüne kadar tam 50 yıldır bisikletiyle yollarda. 72 yaşında olmasına rağmen maşallahı var. Uzun yıllar işine de pedal çevirerek gittiğini, her işini bisikletle gördüğünü anlattı. Bu şehirde Yakup amca gibi her yaştan binlerce kişi var…

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, bisiklet süren insanlar, bisiklet ve açık hava
Yakup Amca



Çok uzun yıllar bisikletli ulaşım için harekete geçmeyen kurumlar, çok geç kalınmış bisiklet yollarına ve diğer altyapı çalışmalarına önem vermeye başladılar. Gelişmiş ülkeler gibi bisikletli ulaşım altyapısına kavuşup Bisiklet Şehri olabilir miyiz bilmem ama bu şehir zaten Bisikletin Şehri Sakarya.

Nihayet bisiklet yollarına yavaş yavaş kavuşabilen Yakup amca gibi binlerce Sakaryalı, 50 yıldır dolmuştan indi, bisiklete biniyor.
Sıra sende!

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi
https://www.sakaryayenihaber.com/dolmustan-in-bisiklete-bin-makale,13273.html

Gölkent Turizm Çalıştayı

Geçen hafta 26 – 28 Eylül tarihleri arasında Kastamonu’daydım. Kastamonu Üniversitesi ve Pınarbaşı Belediyesi’nin davetiyle Doğa Turizmi Arama Konferansı ve Pınarbaşı Turizm Çalıştayı’na Bisikletliler Derneği Genel Merkezi adına katıldım.

Daha önce benzer çalışmalarda birçok ilde projeleri somut hale getiren sivil toplum örgütlerinde bulunmuş, arkadaşlarımızla kıymetli girişimleri gerçekleştirmiştik.

Bisikletliler Derneği olarak 2008’den bugüne 50’ye yakın ilde Şube ve Temsilciğimizden, yurt içi ve yurt dışı konferans ve çalışmalarımızdan, düzenlediğimiz yüzlerce etkinlik ve turizm çalışmalarından edindiğimiz tecrübe ve hareketle Pınarbaşı için biz bisiklet turizmi açılarını değerlendirerek sunduk.

Ülkemizde alanında uzman saygıdeğer hocalarımız ile üç gün boyunca Kastamonu’yu inceledik, ülkemizdeki doğa turizminin bakış açılarını ve Pınarbaşı için geleceği şekillendirecek verileri toparladık ve rapor hazırladık. Rapor kamuya yayınlandığında paylaşmak isterim.

Yorucu fakat oldukça verimli bir çalıştay oldu. Yeni birçok detay öğrendim. Yeni açılar kazanmaya çalıştım.  Umarım çalıştay çıktıları hem doğa turizmi hem de Pınarbaşı için güzel gelişmelere vesile olur. Misafirperverlikleri ve yakın ilgilerinden dolayı Pınarbaşı Belediye Başkanı Sayın Şenol Yaşar’a ve Kastamonu Üniversitesi’ndeki hocalarımıza teşekkürlerimi sunarım.

Gölkent Turizm Çalıştayı

Kurucularından olduğumuz memleketimizi birçok koldan gözetip kollamaya, Gölkent için fikren ve bedenen üretmeye devam ediyoruz. Tabii bunları aldığımız görgü sebebiyle bugüne değin laf diye söylemedik.

Daha düne kadar Gölkent’in yolunu bilmeyenler, elbette burada yapılan birçok projeye de hakim değil.

Konu turizm ve Akgöl olduğu için buna değinmek isterim. Çalıştay bilgisini de bu sebeple paylaştım. Gölkent belde olarak kurulduğu ilk günden beri Akgöl’ün birçok projesi var. Kimi gerçekleşti kimi yapılamadı. Her yönetim döneminde çeşitli çalışmalar ile göl turizme kazandırılmaya çalışıldı. Emek veren herkesten Allah razı olsun. İncelemek isteyen yapılanları ve projeleri bulabilir. Son olarak dönemine göre başarılı çalışmalardan biri olan, bugün Sapanca çevresindeki ilçelere bile yeni yeni yapılan Göl Parkı ile Belde halkı Göl ile buluşmuştu. O dönemler park sürekli etkin ve kalabalıktı. Göl çevresinde çeşitli ticari girişimler hali hazırda bulunuyor. Aile dostumuz burada kıymetli bir girişim ile Göl54 Aile Restaurantını hizmete açtı.

Geçmişten bugüne Gölkent’teki konutların tamamının atıklarının gölden alındığı altyapı çalışmasıyla, parklar, yol çalışmaları, temizleme, ıslah, drenaj, çevre kanal çalışmaları gibi  birçok koldan kamu kurum ve kuruluşlarının yaptıkları ile Akgöl, bugüne kadar bu naif görünümüne ulaştırılabildi. Yapılanları anlatsak bu köşeye sığmaz ama tabii ki kıymetli Akgöl için yapılabilecek yüzlerce proje var. Fakat şöyle yapılabilir bu olabilir değil, sağlam temellerin üzerine kurulmuş, yarım kalmayacak projelere.

Şimdi yukarıda bahsettiğim  turizm çalıştayının Gölkent için yapılması adına çalıştayda birlikte olduğumuz ülkede alanının üstadı  Profesörler, akademisyenler, sivil toplum kuruluşları ve sektör temsilcileri ile istişare edeceğim.

Aynı çalıştayın Gölkent’te yapılması sonrası bilimsel, ayakları yere basan verilerin çıktısının, Gölkent’i yeni bir boyuta taşıyacağına inanıyorum.

Gölkent, her yönetimin katkısıyla büyüyen, bir fabrika kazandırılan, son 20 yılda birçok yeni tüccarın büyümesiyle ticaret hayatı genişleyen, farklı ticari, tarım ve hayvancılık alanları bulunan, sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda diğer beldelerde göre önemli aşamaları kaydetmiş bir beldeydi.

Ülkedeki genel durum gibi köyden kente göçün sonucunda Gölkent, Sakarya’da diğer kapatılan beldeler ile aynı durumu paylaşmıştı.

Geçmişi unutmayıp geleceği de planlayarak, şimdi mevcut yönetim ve Gölkentliler ile Gölkent için yeni bir yol çizmek, hepimizin elinde…

04.10.2019 – Sakarya Yenihaber Gazetesi

Abhazya Zafer Bayramı

30 Eylül…
Kafkasya’daki tüm kardeşlerin Abhazya için verdiği kurtuluş mücadelesinin kutlu zafer günü.

30 Ağustos Türkiye’miz için nasıl işgalden kurtuluşun zaferi ise 30 Eylül, Abhazya için aynı manaya sahiptir.

Şanlı zaferin yıl dönümünde Sakarya Kafkas Kültür Derneği, Abhazya Zafer Bayramı’nı kutlamak için 30 Eylül akşamı bir kutlama programı düzenledi.

Kıymetli büyüklerimiz başta olmak üzere her yaştan katılımcı, Zafer Bayramı’nda Derneğin yeni binasında bir araya geldi. Dernek binası ve çevresi kutlama günü için özenle hazırlanmıştı, Abhazya ve Türk Bayrakları ile donatılmıştı.

Program saygı duruşu ve Abhazya Milli Marşı’nın okunmasının ardından açılış konuşmaları ile başladı. Açılış konuşmalarının ardından cephede bulunanlar ve akrabaları, o günlere dair duygu ve düşüncelerini aktardılar. Ardı sıra Abhazca şarkılar ve geleneksel dansımız Apsuva Koşara icra edildi.

Zaferi hatırlamak gerekirse; 26 yıl önce Gürcistan’ın Abhazya’yı işgali ile başlayan kanlı çatışmalar, 30 Eylül 1993’te Abhazya’nın zaferiyle sonuçlanmıştı. Kafkas halklarının bir araya geldiği, beş binden fazla şehidin olduğu çatışmalarda Sakarya’dan şehitlerimiz de bulunuyor.

Diaspora’nın kayıtlarına göre savaşın ilk şehidi Sakarya’dan Tsıba Efkan Çağlı’dır. Türkiye’miz için 30 Ağustos Zaferi’nde olduğu gibi Abhazya için 30 Eylül Zaferi’ne ulaşana kadar nice Abhaz ver Çerkes, cepheden cepheye koşmuş, canını feda etmiştir.

Bugün özgürce yaşayabiliyor, kültürümüzü özgürce yaşatabiliyorsak onların sayesindedir. Hatırlamak, hatıralarını yaşatmak hepimizin vefa borcu…

Beş binden fazla şehidin olduğu, Türkiye’den otuz üç kişinin katıldığı ve beş şehidimizin olduğu savaşta, ömrünün baharında canını Abhazya için feda eden şehitlerimize sevgi, saygı ve minnetle…

Abhazya Savaşında Türkiye’den Şehitlerimiz;
Efkan Çağlı (Tsıba)
Bahadır Özbağ (Abağba)
Hanefi Aslan (Yeğoj)
Vedat Akar (Kuazdba)
Zafer Alış (Argun)

Nıgzara akzayt aydgılara, ayaayra, ahakuytra!
(Yaşasın birlik, zafer ve özgürlük!)

03.10.2019
Sakarya YeniHaber

“hangisi hızlıydı ışıkların gölün usulca dalgalanan sureti üzerinde;
güneşin her gün doğum gününü kutlayan, gökyüzünün mumları yıldızlar mı?
yoksa sonbaharda ayrı güzelleşen, insanın içine süzülen iskelenin sarı ışıktan saçları mı?
sualler ve aşk yorgunlukları dolu şiirleri dinleyip
uzun uzun dalarken gözlerim Sapanca’nın ıslak ve sevda dolu kıyılarına,
milletin en büyük dert ortağı bir yudum çayın,
cevaplayamayacağı haller de var işte…
ne benim ne de bir başkası tarafından
katiyen yaşanamayacak bu anda,
diğerleri gibi hiç durmadan peş peşe ölüp giden saniyelerimizde,
bir fotoğraf karesi kadar vakte sığan ezgilerin,
aklı karıştıran, ruhu bulanıklaştıran müziklerin
sahte büyüsüydü bu;
yaşamak.”
29 Eylül 2019, Serdivan Gölpark.

Görüntünün olası içeriği: gece ve açık hava

© 2020 Velespitopya

Theme by Anders NorenUp ↑