Eylül…
Sonbaharın ilk demleri. Doğayı dinlenişe, insanı melankoli ve romantizme iten dünya halleri.

Bundan tam 1 yıl önce bu günlerde Karadeniz’in hırçın yollarında pedallarımı Kuzeye doğru çeviriyordum. Memleketin tüm coğrafyalarından deli, tüm şehirlerinden dengesiz havasıyla Karadeniz şehirlerinde, dağlarında, ilçe ve köylerinde bambaşka bir dünyayı yaşıyordum.

30 Ağustos 2018’de 6 ay sonunda tezkeremi aldıktan sonra 2 Eylül 2018’de direkt yola çıktım. Ki askere gitmeden önce tura tamamen hazırlanmıştım. Sadece pedala basıp gitmek kalmıştı. Uzun yıllardır hayalini kurduğum yolculuğu, Karadeniz’in en eski rotalarından direkt sahil şeridi bandında yapmaya karar vermiştim.

İlk gün Adapazarı’ndan Ereğli’ye ulaşan sürüşüm ile artık geri dönülmez bir yolun tamamlandığını, Köseağzı sahilinde kampımı kurarken anlamıştım. Bu hissiyatı 2017 Ege Turumun ilk gününde de yaşamıştım. Ardı sıra Zonguldak, Kastamonu, Sinop, Samsun, Ordu, Giresun ve Trabzon’da noktalanan turum boyunca her gün onlarca kişiyle tanıştım. Yolda Alman turcular ile günlerce birlikte pedal çevirdim, kamp attım, ekmeğimizi suyumuzu bölüştük.

Karadeniz’in hırçın dağlarını aşarken sol tarafımda uçsuz deniz manzarası, sağ tarafımda öykülere sığmayacak naiflikteki Karadeniz ormanlarında bir rüyada sürüyordum. Eski ve çok dik, kıvrımlı bir rota olduğu için sakin trafikte sürdüğüm için her anı rahat ve telaşsız yaşayabilmiştim. Kamp kurduğum hemen her ilçe ve köyde Karadeniz insanının samimiyeti ve misafirperverliği ile karşılaştım.

Hepsi bisiklet bilgisayarı programımda kayıtlı olmak üzere; Türkiye’nin en dik yokuşları olarak tabir edilen rotada12 gün süren yolculuğumda toplamda 1,200 kilometre pedal çevirdim. 1,200 kilometrede  toplamda 17 bin metre tırmandım. Onlarca köy, mahalle, ilçe ve şehri ardımda bıraktım. Onlarca güzel insan tanıdım. Kelimelere dökmeye cesaret edemediğim manzaralarda unutulmaz kareleri hafızama kazıdım.

Filyos Kalesi’nin dibinde milyonlarca yıldızlı bir otel inşa ettim, yani her gece kampımı kurup yıldızları izledim, Zonguldak tünellerinde soğuk soğuk terledim, Samsun’da sele yakalandım, Ordu’da teleferiğe bindim ve kesinlikle Sakarya’da da olması gerektiğini söyleyip durdum, evdekilerin şu an haberi oluyor ama Akçaabat’ta ölümden döndüm, Türkiye’nin en kuzey noktası Sinop İnce Burun’a bisikletle gitmek hayalimdi ve ulaştığımda sevinçten ağladım,

Sinop, İnceburun

Giresun’da çok güzel bir akşam yaşadım, Joscha ile 6 gün beraber pedal çevirip bisikletin dünyanın en barışçıl aracı olduğunu bir kez daha anladım ve daha binlerce detay…

Günlerce yolda olmak, her şeyden sıyrılıp minimalist bir yaşam içinde her şeyi, en başta kendini tekrar tekrar tanımak, sınırları zorlamak ve bazen de hiçbir şeyi zorlamadan olduğu yeri yaşamak…

Yolda yaşadıklarımı burada anlatmaya kalkışsam çok uzun sürer. Kişisel bloğum velespitopya.org’da “Kuzeye Sür, Karadeniz Bisiklet Turu” başlığıyla bir kısmını anlattım. Devamını da yazıyorum.

Üzerinden tam bir yıl geçmesine rağmen Karadeniz’i her şeyiyle yine ve yeniden hissedebiliyorum. Şimdi yakın tarihteki hayalim, planım Gölkent’teki dede ocağımızdan Abhazya’ya sürmek. Büyük hayalim ise Bisikletle Türkiye Turu. Ve bir gün o yola çıkacağım…

Çünkü büyük filozof Epiktetos’un da dediği gibi;
“Bir kez sınırı aşan için artık sınır diye bir şey yoktur.”

06.09.2019 Cuma, Yenihaber Gazetesi
https://www.sakaryayenihaber.com/bisikletle-karadeniz-yollarinda-makale,13128.html

İnstagram
Facebook
Strava