Bu kış arkadaşlarımız ile bir kitap kulübü kurduk. Kulüp, ortak belirlediği kitapları belirli süreler içerisinde okuyarak kritiğini yapmak ve tabii ki kaliteli zaman geçirmek, birbirimize katkı sağlamak üzerine kuruldu. İki kitap sonrasında üçüncü olarak belirlediğimiz kitap, Michael Hutchinson’ın “Bisikletçiler – İki Tekerlek Üzerinde Geçen 200 Yıl” isimli kitabıydı.

Kulüp üyelerinin çoğu bisikletli olunca kitap ziyadesiyle ilgimizi çekmişti. Hep birlikte kitabı bitirdiğimizde de yaptığımız kritikler herkesin keyifli ve dikkatli şekilde okuduğunu anlatıyordu.

Bu yazının başlığı Akşam Turu’nun, bu kitap ile ilgisini kitabın bir bölümünden alıntı yapıp devam edeceğim.

“İnsanlar Pazar günleri bisiklete binmeyi severler. Genellikle de birlikte binerler. Birer ikişer, bir buluşma noktasına gelirler. Bu, yeni bir şey değil. 1870’lerden beri var olan ve hiç değişmeyen bir adet.” diyor Hutchinson. Ayrıca bisikletin ilk popüler olduğu kentlerde de insanların buluşarak akşam gezintilerine çıktıklarını da anlatıyor.

O günlerden bugünlere, şu noktaya değinmek istiyorum. Yaşadığımız coğrafya, binlerce yıldır olduğu gibi bugün de güven ve huzur sorunlarını bünyesinde barındırıyor. Doğu ile batıyı birbirine bağlayan merkezi noktadaki coğrafyamızda savaşlar hiç bitmeyecek. Politik kavgalar da dinmeyecek. Doğu ve batının kültürleri arasında sentezlenmiş bu topraklar, toplumun davranışlarını da açıkça belirlemeye devam edecek.

Bu coğrafi meseleler ve kavgalar bir yana, artık küresel bir köy haline gelmiş dünyada modern insanın sorunları zaten başlı başına bir mesele… Tüketim çılgınlığının normalleştiği, tüket- itaat et- öl (consume- obey –die) üçgenindeki dünyamız, ne aile bağlarını ne akrabalığı ne komşuluğu bıraktı. Herkes daha çok kazanmak daha yenisini almak ve daha çok tüketmet derdindeyken, yaratılışa ters davranışlara hem fiziki olarak hem de manen istemsizce tepki gösteriyoruz. Psikolojik ve fiziksel rahatsızlıkların çeşitleriyle birlikte artışı hat safhada…

Görüntünün olası içeriği: gökyüzü, bisiklet, açık hava ve doğa

İnsan, sosyal bir varlık. Peki, bireylerin şu anki yaşamında ne kadar mümkün? İş yükü gün geçtikçe artan coğrafya insanlarının neye ihtiyacı var?
Bir araya gelmeye. Anlatmaya, konuşmaya. Birlikte hareket etme kabiliyetini geliştirmeye.

 

Çok derine inmek istemiyorum, buradaki yazı alanım belli. Şuraya ulaşmaya çalışıyorum, kültür, sanat, spor etkinlikleri, toplumu bir araya getiren ve ortak değerler üretmesini sağlayan en büyük yapı taşları. Bu bir dans gösterisi olur, bir konser, bir tiyatro sahnesi, bir kitap kulübü, bir bisiklet turu…

Biz, uzun yıllardır düzenlediğimiz akşam turlarında şunu bir kez daha anladık. Bu hengameye bir “dur” diyen ne varsa hasret duyuyoruz. Akşamları bir araya geliyor, çevredeki yakın alanlara pedal çeviriyoruz. Kimin hangi sıfatı olduğuna, nerede ne iş yaptığına, sosyal statüsünü ya da başka sıfatları bizi ilgilendirmiyor. Sormuyoruz da zaten.

Uzun yıllardır haftada iki akşam bir araya geliyor ve pedallıyoruz. Pazar günleriyse daha uzun mesafelerde kültür, doğa, turizm içeren turlarla yollardayız… Belki yollarda görüyorsunuz, ışıkları yanıp sönen ateş böcekleri gibi bir bisiklet treni yapıp güvenle pedal çeviriyoruz. Aramızdaki her yaştan insan olduğu gibi uzun yıllardır bisiklete binmemiş ya da tam tersine bisikleti yaşam tarzı edinmiş bireyler de var.

Hutchinson’ın da araştırdığı gibi 1800’lerden bugüne insanlar, bisikletin verdiği barışçıl duyguyu ve yaydığı mutluluğun peşindeler.

Akşam turları sayesinde binlerce kişiyle tanıştım desem abartmam. Şehirde bisikletli yaşam bilincine yüksek katkı sağladığımızı, bisiklet farkındalığını arttırdığımızı düşünüyorum. Hepsi bir yana öncelikle mutlu oluyoruz ve ediyoruz. Birlikte hareket etmek, paylaşmak, anlatmak, derdini de sevincini de aktarmak, toplumun en çok ihtiyaç duyduğu noktaları bir araya getiriyor.

200 yıl önce olduğu gibi bugün de pedallar, daha mutlu bir gelecek için dönüyor…

 

İnstagram
Facebook
Strava