Aylar: Temmuz 2019

Üniversiteliler Sakarya’yı Neden Sevmiyor?

Sakarya Nehri ve birçok deresiyle beslendiği verimli toprakları, Karadeniz’e kıyısı olan sahil şeritleri, dünyanın sayılı, kıymetli su kaynaklarından Sapanca Gölü, kıymetli göl ve göletleri, şelaleleri, yaylaları, zengin bitki örtüsü, birçok kültürün harmanlandığı, diğer büyükşehirlere göre aslında daha yaşanabilir hali ile Sakarya, Türkiye için kıymetli ve önemli bir şehir…

Sakarya dışından gelip buraya yerleşen birçok kişinin Sakarya için ortak kanıları mevcut. Fakat özellikle 2 ya da 4 yılını burada yaşayan öğrencilerin sürekli şikayet ettiği ve beklenti içinde olduğu konular var.


Görüntünün olası içeriği: bisiklet, gökyüzü, açık hava ve doğa
Fotoğraf: Sakarya Üniversitesi Kampüs’ten Sapanca Gölü


Sakarya’da artık iki üniversite var. Sakarya Üniversitesi. Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi. İki üniversitenin bünyesinde on binlerce öğrenci var. Fakat mezun olan çoğu öğrenci maalesef şehrimizden bir an önce çekip gitmenin derdinde. Kimisi de Sakarya’yı çok seviyor. Fakat açık ara gözlemlendiğim, öğrencilerin çoğu üniversite hemen bitse de gitsek düşüncesinde. Bunu gördükçe gerçekten üzülüyorum.

Bulunduğum sosyal ortamlardan ötürü üniversitelerden arkadaş, tanıdıklarım var.  Mezuniyet töreninden sonra “bir daha görüşmemek üzere Sakarya” benzeri yazılarını sosyal medya hesaplarında paylaşan arkadaşlarımın, tanıdıklarım aslında neyi anlatıyor? Birlikte vakit geçirdikçe şehirden beklentilerini ve neden Sakarya’yı bir türlü sevemediklerini anlayabiliyorum.

Continue reading

Şimdi Sıra Ada Treni’nde!

Yaşam kalitesi yükselmiş yaşanabilir şehrin temeli, çağdaş ve modern çözümler ile mümkündür.

Adapazarı’nın çağdaş sembolü, şehrin yüreğindeki atar damarlarından biri olan Ada Treni, 7 yıl boyunca şehirle bağlantısını kesmişti. Nihayet yıllar süren mücadele sonucunda 7 yıl sonra Mart ayında şehre geri döndü.

Değişim ve gelişim, Ada Treni’nin geri dönüşü gibi zaman ve emek istiyor. Aynı bisikletlilerin trenlerdeki haklarını kazanmak için verilen emek ve zaman gibi…

O noktaya gelmeden önce değinmek istediğim noktalar var. Bisikletin diğer ulaşım araçlarıyla entegrasyonu, birçok getiriyi beraberinde kazandırır. Öncelikle şehrin turizmine katkısı olmak üzere bireyler şehirler arası yolculuklarında ve planlarında bisikletli ulaşıma yönelirler. Trafik, sağlık, turizm, ekonomik olarak şehre büyük katkı sağlar. Son dönemde yapılan çalışmalarla giderek artan bisikletli yaşam tarzı, entegrasyon modellerinin uygulanmasını zaruri hale getirdi.

Şehrimizde bu entegrasyonun ilk adımı, belediye otobüslerine yapılan bisiklet taşıma aparatlarıydı. Elbette bunu tetikleyen bisiklet şehri olma çalışmaları kapsamında Ayçiçeği Bisiklet Vadisi, yeni bisiklet yolları, yeni park üniteleri, SAKBİS gibi bisikletli yatırımlar yüksek önem arz ediyor. 2020 Dünya Dağ Bisikleti Maraton Şampiyonası’na ev sahipliği yapacak şehrimiz için ciddi adımlar.

Bugün bu adımlara, Ada Treni’nin de dahil olması gerek. Çünkü örnek teşkil eden çalışmalarda bir adım geride kaldı. Artık yurt genelindeki Ankara – Eskişehir – İstanbul Halkalı ana hat treninde bisikletlilere kapılar açıldı!

Bisikletliler Derneği olarak 2013 yılından bu yana birçok görüşmelerde bulunduğumuz TCDD, bisiklet için bugüne kadar çeşitli adımlar attı.

Hatırlamak adına;  önce trenlerde ücretsiz giriş hakkı kazanmıştık. Ardından hızlı trenlerde katlanır/ jantları sökülmüş bisiklet ile yolculuk hakkı elde etmiştik. Ve bugün bir hayalimiz daha gerçek oldu. Avrupa standartlarında vagon içi bisiklet askısının ilk adımı atıldı. Trenlere vagon içi bisiklet askısı yapıldı. Yıllardır istenilen, hayal edilen talebimiz, nihayet hayat buldu. Askı bulunan vagonlara bisiklet logosu da eklendi.  Ana hat trenlerinde de artık bisiklet için de kapılar açılmış oldu.

 

Şimdi sıra bisiklet şehri Sakarya’nın Ada Treni’nde…  Bisiklet şehrinin treni olan Ada Treni için bisikletli – tren entegrasyonunda bir an evvel girişimleri başlatılmalı.

22 Mart’daki Ada Treni’ne Bisiklet Entegrasyonu başlıklı yazımda detaylıca anlattığım entegrasyonla ilgili şunları söylemiştim;
Birçok ülkede trende bisiklet taşımacılığının yüzlerce örneği var. İlk etapta talep ve arzı dengelemek için en az dört bisiklet taşıyabilecek bisiklet sabitleme üniteleri yapılması bambaşka bir boyutu da beraberinde getirecek. Bu ünitelerin tabana sabitlemeli, tavana asmalı birçok modeli mevcut.
Hatta bazı örnekler var ki, grup etkinlikleri için kalabalık bisiklet ulaşımı için vagon tahsisi bile mevcut. İnsanlar kentlere ulaştıklarında bilhassa tren istasyonlarında, bisiklet kiralama yapılabiliyor ve insanlar şehre direkt bisikletle adımları atmaya başlıyorlar. O aşamaya ulaşmak için önce bisikletin küçük çaplı entegrasyonu için ilk adımların atılması,  2020 sürecinde Sakarya’nın bisiklet şehri çalışmalarına yüksek katkı sağlayacaktır.

Gelecek bisikletli olacak, bundan eminiz ve siz de emin olun bundan yıllar sonra gelişmiş kentlerdeki gibi sadece bisiklet vagonlarını göreceğiz. Giderek artan bu talebi daha fazla göz ardı edemeyiz.

 

 

Artık ülke genelinde örneği olan bir çalışma için bisiklet şehri Sakarya, Ada Treni’nde bisiklet entegrasyonunu bekliyor, hak ediyor!

Continue reading

Akşam Turu…

Bu kış arkadaşlarımız ile bir kitap kulübü kurduk. Kulüp, ortak belirlediği kitapları belirli süreler içerisinde okuyarak kritiğini yapmak ve tabii ki kaliteli zaman geçirmek, birbirimize katkı sağlamak üzerine kuruldu. İki kitap sonrasında üçüncü olarak belirlediğimiz kitap, Michael Hutchinson’ın “Bisikletçiler – İki Tekerlek Üzerinde Geçen 200 Yıl” isimli kitabıydı.

Kulüp üyelerinin çoğu bisikletli olunca kitap ziyadesiyle ilgimizi çekmişti. Hep birlikte kitabı bitirdiğimizde de yaptığımız kritikler herkesin keyifli ve dikkatli şekilde okuduğunu anlatıyordu.

Bu yazının başlığı Akşam Turu’nun, bu kitap ile ilgisini kitabın bir bölümünden alıntı yapıp devam edeceğim.

“İnsanlar Pazar günleri bisiklete binmeyi severler. Genellikle de birlikte binerler. Birer ikişer, bir buluşma noktasına gelirler. Bu, yeni bir şey değil. 1870’lerden beri var olan ve hiç değişmeyen bir adet.” diyor Hutchinson. Ayrıca bisikletin ilk popüler olduğu kentlerde de insanların buluşarak akşam gezintilerine çıktıklarını da anlatıyor.

O günlerden bugünlere, şu noktaya değinmek istiyorum. Yaşadığımız coğrafya, binlerce yıldır olduğu gibi bugün de güven ve huzur sorunlarını bünyesinde barındırıyor. Doğu ile batıyı birbirine bağlayan merkezi noktadaki coğrafyamızda savaşlar hiç bitmeyecek. Politik kavgalar da dinmeyecek. Doğu ve batının kültürleri arasında sentezlenmiş bu topraklar, toplumun davranışlarını da açıkça belirlemeye devam edecek.

Bu coğrafi meseleler ve kavgalar bir yana, artık küresel bir köy haline gelmiş dünyada modern insanın sorunları zaten başlı başına bir mesele… Tüketim çılgınlığının normalleştiği, tüket- itaat et- öl (consume- obey –die) üçgenindeki dünyamız, ne aile bağlarını ne akrabalığı ne komşuluğu bıraktı. Herkes daha çok kazanmak daha yenisini almak ve daha çok tüketmet derdindeyken, yaratılışa ters davranışlara hem fiziki olarak hem de manen istemsizce tepki gösteriyoruz. Psikolojik ve fiziksel rahatsızlıkların çeşitleriyle birlikte artışı hat safhada…

Görüntünün olası içeriği: gökyüzü, bisiklet, açık hava ve doğa

İnsan, sosyal bir varlık. Peki, bireylerin şu anki yaşamında ne kadar mümkün? İş yükü gün geçtikçe artan coğrafya insanlarının neye ihtiyacı var?
Bir araya gelmeye. Anlatmaya, konuşmaya. Birlikte hareket etme kabiliyetini geliştirmeye.

 

Çok derine inmek istemiyorum, buradaki yazı alanım belli. Şuraya ulaşmaya çalışıyorum, kültür, sanat, spor etkinlikleri, toplumu bir araya getiren ve ortak değerler üretmesini sağlayan en büyük yapı taşları. Bu bir dans gösterisi olur, bir konser, bir tiyatro sahnesi, bir kitap kulübü, bir bisiklet turu…

Biz, uzun yıllardır düzenlediğimiz akşam turlarında şunu bir kez daha anladık. Bu hengameye bir “dur” diyen ne varsa hasret duyuyoruz. Akşamları bir araya geliyor, çevredeki yakın alanlara pedal çeviriyoruz. Kimin hangi sıfatı olduğuna, nerede ne iş yaptığına, sosyal statüsünü ya da başka sıfatları bizi ilgilendirmiyor. Sormuyoruz da zaten.

Uzun yıllardır haftada iki akşam bir araya geliyor ve pedallıyoruz. Pazar günleriyse daha uzun mesafelerde kültür, doğa, turizm içeren turlarla yollardayız… Belki yollarda görüyorsunuz, ışıkları yanıp sönen ateş böcekleri gibi bir bisiklet treni yapıp güvenle pedal çeviriyoruz. Aramızdaki her yaştan insan olduğu gibi uzun yıllardır bisiklete binmemiş ya da tam tersine bisikleti yaşam tarzı edinmiş bireyler de var.

Hutchinson’ın da araştırdığı gibi 1800’lerden bugüne insanlar, bisikletin verdiği barışçıl duyguyu ve yaydığı mutluluğun peşindeler.

Akşam turları sayesinde binlerce kişiyle tanıştım desem abartmam. Şehirde bisikletli yaşam bilincine yüksek katkı sağladığımızı, bisiklet farkındalığını arttırdığımızı düşünüyorum. Hepsi bir yana öncelikle mutlu oluyoruz ve ediyoruz. Birlikte hareket etmek, paylaşmak, anlatmak, derdini de sevincini de aktarmak, toplumun en çok ihtiyaç duyduğu noktaları bir araya getiriyor.

200 yıl önce olduğu gibi bugün de pedallar, daha mutlu bir gelecek için dönüyor…

 

Continue reading

Çark Caddesi’nde Bisiklet Sürmek

Sakarya denilince ilk akla gelen yerlerin başında Çark Caddesi gelir. Tarihten bugüne hem ticaret hem de sosyal yaşamın merkezlerinden biri olan caddede yürüdüğümüzde kesin birkaç tanıdık ile karşılaşır, selamlaşıp sohbet ederiz.

Misafirimiz gelince Cadde’de bir tur atar, mekanlardan birine oturur, çay kahve içeriz. Bugüne kadar Cadde ile ilgili çok fazla şey yazıldı, çizildi. Özellikle dikkat edip odaklandığım konu, Cadde’nin estetik bir görünüme kavuşması için yapılabileceklerdi.

Nice şehirlerde görüyoruz ki şehir için önemli, simge haline gelmiş cadde ve sokakları, belirli bir tema çerçevesinde düzenlenerek harikulade bir hale getiriliyor. Çark Caddesi’nde öyle mi? Karma karışık tabelalar, aydınlatmalar, işgaliyeler, pasajlardan fışkıran alelade tezgahlar, seyyar satıcılar, çöpünü çöp saati gelmeden çıkaranlar, başka hiçbir yiyecek şeyimiz yokmuş gibi her yeri sarmış dönerciler, apartman altı dükkanlar arasındaki yürüyüş yollarının engebeleri, motorlu ve motursuz araçlarda park sorunu… Bir curcuna….

 

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, bisiklet, gece ve açık hava

Cadde için 1999 yılı ve sonrası büyük bir fırsattı. 2019 yılındayız. Tam 20 yıl. Dile kolay. Çark Caddesi’nin trafiğe açık olduğu günleri görmüş biri olarak bu sürede Cadde’de çok şey değişti. Yine de istenen ivmenin yakalandığını sanmıyorum. Bugün şehrin başka ilçe ve caddelerindeki büyüme ve insan akınının müsebbihi, Sakarya’nın en eski merkezlerinden biri olan Cadde’nin kendisine ve şehre yön verecek bir halde olmamasından kaynaklanıyor. Bunu oradaki esnaf bir bakıma sağlayabilir ama aslen kurumlar bunun öncüsüdür. Bugün bir kısım tarafından eleştirilse de çok kıymetli bir hale gelen Tarihi Uzun Çarşı nasıl estetik bir hale geldiyse, yürüyünce insanın için açılıyor, keyifleniyorsa, Çark Caddesi’nin de artık tümüyle bir düzenlenmesi şart. Yoksa yapılan parça parça müdahalelerin günü kurtarmaktan başka bir değişimi getireceğini düşünmüyorum…

 

Cadde’nin durumuyla ilgili oturup saatlerde konuşulur, yazılır. Ben esasında başlıkta da belirttiğim, önemli bir başka hususa değinmek istiyorum. Cadde’de hal böyleyken, bir de burada bisiklet sürmek, keşmekeşi arttırıyor. Şikayet çok. Hatta bazen zabıtalar tarafından bisikletler toplanıyor. Ceza yazılıyor. Çözüm oldu mu, hayır.

İki bakış açısı var. Çark Caddesi’nde bisiklet sürmek isteyenler ve sürülmesini istemeyenler.
İki tarafında kesinlikle haklı olduğu açılar var. Öncelikle bisiklet kullanmak isteyip caddeye pedallayanlar, Çark Caddesi’nin ulaşım sorununa en büyük çözüm kaynağı. Motorlu araçlar yüzünden paralel sokaklarında trafik ilerlemezken ve park edecek yer bulunamazken bisiklet, bunun için direkt bir çözüm aracı.

Continue reading

© 2020 Velespitopya

Theme by Anders NorenUp ↑