Tarih, 21 Mart 1921, Berat Kandili. Geyve Boğazı’ndan geçemeyen düşman, İzmit üzerinden Adapazarı’na ulaştı. Müslüman Türkler, Kandil dolayısıyla Orhan Cami’nde Berat Kandili’ni idrak ediyor.

Yunan Kuvvetleri’nin komutanı Yüzbaşı Lambidis’in emrindeki palikaryalarına verdiği emir ise şuydu; “Kimse camide yan yana durarak namaz kılmayacak. Kılanlar olursa namaz çıkışı yakalanıp yanıma getirilecek. Siz de dışarıda çalgı çalıp sirtaki oynayın, onları rahatsız edin.”

Bu ve benzeri nice emir uygulandı. İşgal devam ettiği süre boyunca Adapazarı Camilerinde ezan okunamadı.

O hususa gelmeden bazı noktalara dikkat çekmek istiyorum. Adapazarı’nın kurtuluşuyla ilgili birçok yazılı belge ve tarih notları var. Bölgede yaşanan zulmün hasarı büyük. Akademik çalışmalar da mevcut. Hatta Adapazarı dışından, Adapazarı’nı işgali için destek veren diğer bölgelerdeki örgütlenmeler, felaketin boyutunu açıkça gösteriyor. Bu tarihi belgelerde ulaşabildiklerimin çoğunu uzun zaman önce okudum ve dün tekrar gözden geçirdim, insan tarifsiz duygulara gark oluyor.

Osmanlı Devleti döneminde din, yaşam, ticaret ve sosyal hayatına hiçbir müdahalede bulunulmamış, hatta destek verilmiş Ermeni ve Rumlar, dünya dengelerinin değiştiği, Osmanlı’nın yok olduğu günlerde kapıldıkları hayaller ile Adapazarı’na büyük acılar yaşattılar. Yunan güçlerinin desteğiyle, başka bölgelerden gelen çeteler gasp, yağmalama, öldürme, ırza geçme gibi anlatılamayacak hareketlerde bulundular. Sayısız köy ve mahalle basıldı, gasp edildi… Sokakta kurşuna dizilen şehrin önde gelenleri, iş yapması için esir alınan devrin meslek erbapları ve daha birçok acıyla Yunan mezalimi başlamıştı.

Millet, eziyet ve zulüm altında bir kurtuluş bekliyordu. Nihayetinde Mondros Ateşkes anlaşması ile Osmanlı orduları terhis edilmişti. Teslimiyet, resmiyet kazanmıştı. Artık ortada hiçbir direnç yoktu. Yurdun dört bir yanı işgal ediliyordu. Elde avuçta Konya Ovası kadar bir yer bırakılacaktı bu millete…

Memleketin dört bir yanında Kuva-yi Milliye örgütlenmeleri hazırlanmaya başladı. 1919’da Mustafa Kemal’in temsil heyeti adına kurduğu Müdafaa-i hukuk cemiyetleri yurt geneline yayılmaya başladı. Millet, kendi imkanları ile düşmanla çatışıyordu.

Sakarya’nın doğusunda İpsiz Recep, Kaynarca Bölgesinde Halit Molla gibi kahramanlar, şehri savunmaya başladı.
29 Mart 1921 günü, Halit Molla’nın kuvvetleri ile Yunan Kuvvetlerine destek veren Ermeni ve Rum çeteleri, Ferizli – Seyifler Köyü yakınlarında çatışmaya başladı. Bu çatışmalarda Halit Molla, Yunan komutanı öldürdü. Halit Molla’nın ağabeyi, Aşır Ali şehit düştü.

Yurdun dört bir yanında olduğu gibi Adapazarı’nda da direniş güç kazanıyordu. Büyük komutan İsmet İnönü idaresinde İkinci İnönü Muharebesi’nden de yenilgi ile ayrılan Yunan birlikleri, geri çekilmeye başlamıştı. Bunu görerek 20 Haziran’ı 21 Haziran’a bağlayan gece, Halit Molla, Osman Kaptan ve Kazım Kaptan önderliğindeki kuvvetler, Adapazarı’nı geri almak için saldırı başlattı. Düşman Adapazarı’ndan temizlenirken saatler 04.30 civarını gösteriyordu. Aylardır ezan okunamayan Orhan Cami minaresinden 21 Haziran sabahı Halit Molla ilk ezanı kendisi okudu. Kurtuluş’un adı Adapazarı olsa da bugünün ilçeleri olan Sapanca, Hendek, Ferizli, Serdivan ve diğer alanlardan da düşman püskürtüldü.

Kısaca anlatmaya çalıştığım bu sürecin kitaplara sığmayacak öyküleri, detayları, yaşanmışlıkları var. Bugün bu topraklarda özgürce yaşayabiliyorsak, geçmişte bizim için canını feda eden atalarımız sayesindedir.
98 yıl önce şehri düşmandan temizledik. Ve bugün, geçmişten aldığımız dersler ve geleceğin verdiği sorumluluk ile şehrimiz için kültür, sanat, yaşam kalitesi, ekonomi, turizm, çevre ve doğa ve diğer tüm hususlarda hepimize görev düşüyor.

Bugünler için canını hiçe sayan, bize bu şehri emanet bırakan tüm kahraman şehitlerimizin mekanı cennet olsun…

İnstagram
Facebook
Strava